SÖYLEŞİ: K.Kore lideri Kurabiye Jong-un; “Zeynep Bastık’ı çekemeyen insanları asıyorum”

Haber Kayda Değer ekibi olarak yolumuz demokrasi diyarı Kuzey Kore’ye düştü. Kuzey Kore’nin adaletiyle yedi düvele nam salmış meşhur mu meşhur lideriyle epey değerli 2 saat geçirdik. 

Bu iki saatte genç başkanla neyi konuşmadık ki… Türk müziğini konuştuk, Türk futbolunu konuştuk, bağımsız Kuzey Kore medyasını konuştuk. Meğer kurabiyenin konuşası varmış…

“TÜRK MÜZİĞİNE HAYRANIM…”

Türk müziğine duyduğu hayranlığı her lafının sonunda belirten Jong-un’un en sevdiği şarkıcı AÇIK ARAYLA Zeynep Bastık… 

Zeynep Bastık’ın bütün şarkılarını ezberleyen Jong-un, ondan bahsederken “bu kız felaket” diyor başka bir şey demiyor. 

“EN BÜYÜK HAYALİM…”

“Günde 25 saat olsa 25 saat Zeynep Bastık dinlerim” diyen genç liderin en büyük hayali Zeynep Bastık’ı Kuzey Kore vatandaşı yapmak… 

İşte Kurabiye Jong-un’la iki saatlik söyleşimizin tamamı…

Size “kurabiye” dememde herhangi bir sakınca yok, değil mi?

Hayır kesinlikle yok. Hatta domuzcukta diyebilirsiniz. Ama onu da demeyin canım…

Bildiğiniz üzere, bana kurabiye lakabını ilk takan kişi sevgili dostum Donald Trump’tı… Ergenliğimde böyle seslenmesi  moralimi bozuyordu, ancak daha sonra hepsiburada’dan evime JBL hoparlör yollayınca barıştık… Bu arada Amerikan teknolojisine hayranım… 

Demek JBL Hoparlörünüz var…  Peki takip ettiğiniz Türk sanatçı var mı?

Türk sanatçılara hayranım. Hatta Bağcılar banliyösünde rap müzikle uğraşan Heijan’ı bile takip ediyorum. Bütün şarkılarının altına sapık gibi “Greetings from North Korea” yazıyorum. Gerçekten bu çocuğun, ülkemizin milli marşını yazmasını isterdim. 

Onun dışında babamı kaybettiğim zaman odamdan çıkmayıp haftalarca Ahmet Arslan dinlemiştim. Ergenlik zamanlarımdı. “Minnet Eylemem” türküsünü dinleyip Amerika’ya kafa tuttuğumu hayal ediyordum. Beni gaza getiren türküyü Amerikan JBL’den dinledikten sonra kaç yazar ki…

JBL Hoparlörün diplomatik başarı getireceğini bilmiyordum…

Herkesin bazı ufak detayları vardır, asıl mesele bunları bilmekte. Donald Trump’ı evime davet ettiğimde JBL koleksiyonumu görmüş. 

Ertesi hafta güzel bir JBL yollayıp, Pasifik’teki balık katliamının önüne geçti. Eminim, JBL hayranı olduğumu bilseydi daha önce gönderirdi. 

Geçtiğimiz hafta ülkenizdeki tam bağımsız medya kuruluşu KCNA’ya verdiğiniz demeç hala Türkiye’de konuşuluyor. Zeynep Bastık hayranlığınız nereden geliyor?

(Utanıp sırıtıyor) 

Bizim hanım A.101’den Elidor şampuan almış. Şu pembe olanından. “Kelin ilacı olsa kendi başına sürer” derler ya, bildiğiniz ilaç gibi şampuan. Bu arada sizde de ufaktan kelleşme başlıyor, size de öneririm. 

Her neyse. Şampuanın üstünde bu hanım kızımızın adını ve fotoğrafını gördüm. Sonra adını Google’dan (Kuzey Kore’de Google kullanılıyor) aratınca Türkiye’de müzikle uğraştığını öğrendim. O gün köpüklü saçlarımla ilk kez dinlediğim Zeynep Bastık’ı hala dinliyorum. Hatta günde 25 saat olsa 25 saat dinlerim. 

Yok artık… Ama Sayın Kurabiye, Zeynep Bastık Türkiye’de bu kadar sevilmiyor ki… Biraz abartmıyor musunuz?

Hayır hayır sen abartma duymamışsın. Ayrıca bunda şaşılacak ne var anlamıyorum. 

Kabinemde 2 kişinin Zeynep Bastık hakkında ileri-geri konuştuğunu duyunca, hemen oracıkta idam kararını verdim. Zeynep Bastık’ı çekemeyen gitsin Jon Snow bastardını dinlesin…

Sayın Kurabiye şaka, yapıyorsunuz değil mi…?

Evet, evet şaka yaptım. Kuzey Kore gibi dünyada eşi benzeri olmayan demokrasi diyarında, iki insanın idamı bu kadar saçma gerekçelere bağlanamaz. Kuzey Kore’de babadan oğula başkanlığı devam ettirmemizin tek sebebi insanlar. 

“ZEYNEP BASTIK GİBİ GÖBEĞİMİ AÇIP DANS EDİYORUM…”

Gerçekten, babam öldüğünde sokaklara dökülüp ağladılar. O görüntüleri muhakkak görmüşsünüzdür. Sonra evimin önünde toplanıp beni başkan yapmak istediler. Bunca insanı kıramazdım. Ahmet Arslan dinlediğim odamdan bu insanlar sayesinde çıktım. Şimdi Zeynep Bastık dinliyorum. Hatta sana bir şeyi daha itiraf edeyim, Zeynep Bastık dinlerken onun gibi göbeğimi açıp dans ediyorum. Geçen yine bahçede dans edeceğim diye belim tutulmasın mı? Neyse ki yakınlarda vinç işleriyle uğraşan bir tanıdık vardı…

Kulaklarıma inanamıyorum Sayın Başkan… Keşke göbeğinizi açıp dans ettiğinizi hiç duymamış olsaydım… Neyse sanat sanattır… Ne diyeceğim, Türk müziğini böyle delicesine beğeniyorsanız, Türk futbolunu da takip ediyorsunuzdur herhalde, öyle değil mi? 

Evet, Aziz Yıldırım Fenerbahçe başkanıyken takip ediyordum. Fenerbahçeliler Aziz Yıldırım’a büyük ihanet etti. Kulüp için yıllarca hapis yatan, kulübün bütün kahrını çeken, çoluğunun çocuğunun rızkını Fenerbahçe’ye harcayan bir adamı nasıl böyle adice harcadılar, aklım almıyor… 

Başarısızlık her şeyin sebebi olarak gösterilemez. Türkiye’de işler nasıl yürüyor bilmiyorum ama Kore’de (Güney Kore’yi söyleşi boyunca unuttu) “önce karakter, sonra iş” felsefesi hakim. Aziz Yıldırım’ı öz babamdan farksız görüyorum. Hatta keşke öz babam olsaydı. 3 ay sonra bağımsızlık meydanımıza dünyanın en büyük Aziz Yıldırım heykelini dikmek gibi planlarım var…

Zaten başka yerde heykeli yok diye biliyorum sayın başkan. Peki, Kuzey Kore medyası ne durumda? 

Kuzey Kore medyası, ülkenin demokrasi düzeyiyle paralel ilerliyor. Gazeteciler, vatandaşları oldukça başarılı bir şekilde bilgilendiriyorlar. 

Hatta şöyle söyleyeyim burada magazin haberciliği diye bir kavram yok, çünkü bunun kamuoyuna yararı yok ki arkadaşım, neden olsun! 

İstediği kadar magazine rağbet edilsin, bu onun insanları aptallaştırdığı gerçeğini değiştirmez. Kore medyasında bu tarz saçmalıkları göremezsiniz. 

Ülkenin tam bağımsız medya kuruluşlarını bizzat cebimden fonluyorum. Böyle diyince batılılar üşüşüyor. Amanın diyorlar… Kuzey Kore lideri basına para yediriyor diyorlar. Tek kelimeyle “ALÇAKLAR…” 

Basına ben para yedirmesem başkası yedirecek. Ben beslemesem elin Avrupalısı beslemeye kalkışacak. Ne gerek var böyle şeylere canım? Basına para yedirmek onun özgürlüklerini kısıtlamaz, tersine onu daha fazla millileştirir! Yanlış mıyım?

Bunlar hakikaten kulağa mantıklı geliyor Sayın Kurabiyem… Başka söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bunca zamandır Türkiye kamuoyunu rahatsız ettiğimi bilmiyordum. Bilseydim Beyaz Futbola bağlanıp durumu izah ederdim. Hakan Ural’ın sabah kuşağı programını arardım. Ne bileyim işte…

Kamuoyuna verdiğim rahatsızlıklardan ötürü Türkiye’den özür dilerim. 

Son olarak, Başkent Pyongyang’a kadar geldiğiniz için Haber Kayda Değer ekibine çok teşekkür ediyorum. Bu devirde insan komşusuna gitmeye üşenirken siz dünyanın öbür ucuna kalkıp geliyorsunuz. Ne desem az. Sağlıcakla kalın.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: