Gösteri Toplumu, İmajlar ve Sembolik Yaşam (2)

Editörün mesajı: Bu içerik, Yardımcı Doçent Dr. Figen Algül tarafından 2009 yılında kaleme alınmış olup, çalışma sırasında 40 farklı kaynaktan yararlanılmış, 22 ayrı başlık ile konu; ustalıkla anlatılmıştır. Bu içeriği tek seferde paylaşıp okuyucuyu sıkmak yerine, içeriği parçalar halinde yayınlamanın, verilmek istenen mesajı en iyi şekilde yansıtmak adına “hayati” olacağını düşünüyorum. Saygılar.

Filozof ve sosyal psikolog George Herbert Mead sembolik etkileşim ve simgeler aracılığı ile gerçekleşen toplumsal etkileşim süreci üzerinde durur. “Mead, mensup olunan grup tarafından, grup üyelerine değişik bakış açılarının kendiliğinden yerleştirilip, bireyin bilincinin oluşturulmasını, toplumsal ‘ben’ liğin biçimlenme kuramı olarak ortaya koymaktadır.”(Lazar, 2001:17) Nitekim biz de çalışmamızda yaşantı, tüketim ya da gösteri toplumu olarak nitelendirilen günümüz toplumsal koşullarında yaşamın semboller üzerinden yürütüldüğü, siyasetin de artık medyada bu sembolik anlatım yoluyla inşa edilip sunulduğu üzerinde duruyoruz.

İçinde bulunduğumuz yaşantı toplumunda artık her şey semboliktir. Devir imajların devridir. “İmaj belirli bir toplumsal konum içinde belli amaçlar için gerçekleştirilen kurgusal bir görüntüdür. Kurgulanma süreci içinde belli bir hedefe ulaşmak üzere kodlanır, donatılır ve başarısının ölçüsü bu kodlamanın işe yarama düzeyidir. Bu noktada imajın araçsallığı öne çıkar. Kendi adına değil bir başka görüntü adına durması imajın yanıltıcılık damgası taşımasına yol açar.”(Türkoğlu, 2000:103) İmaj günümüzde altın çağını yaşarken gerek siyaset alanında gerekse diğer sektörlerde kendisine dair meslekleri de beraberinde getirmiştir;

“En genel biçimde, herhangi bir kişi, kuruluş ya da durum hakkında tüm görüşlerin toplamı olarak izah edilen imajın, kendiliğinden oluşması yerine oluşturulması çabası imagoloji, imaj maker lık gibi kavramları literatüre kazandırırken, sayıları giderek artan medyanın, yeni starlara duyduğu gereksinim ile birlikte, imaj yaratıcılığı popüler bir meslek haline gelmektedir. Kişi ya da kurum ile ilgili görüş ve düşüncelerin oluşturulması çabası olarak tanımlanabilen imaj yaratma, medya kurallarına uygun görüntü oluşturulması ile başlayan, davranış ve düşünce biçimi ile tamamlanan bir süreçtir…”(Peltekoğlu, 2001:358)

Bugün siyaset alanında da medyanın kuralları hakimdir, siyaset medyanın kurallarına göre imajlar üzerinden sahneye konulmaktadır. Günümüzde herhangi bir alanda bireysel ya da kollektif davranışlar için görüşler, olaylardan çok göstergelerin, sembollerin etkisinde biçimlenmektedir. Günümüz insanı gerçekler değil, gerçek hakkındaki sübjektif yargılarına göre davranışlarını yönlendirir.(Peltekoğlu, 2001:363) Tıpkı oy kullanmaya giden vatandaşın oyunu zihninde oluşmuş kurgulanmış gerçekliklere göre kullanması gibi… Bireyler hem yer hem de zaman olarak yüz yüze iletişim olanağını büyük ölçüde yitirdiğinden, tartışma ortamları yeterince olmadığından, bilgilenme gereksinimlerini karşılamak için iletişim araçlarına yönelmişlerdir. Bireyler gerçek yaşama ilişkin bilgileri bu araçlardan alırken, çoğu kez o araçların gerçeği çeşitli biçimlerde yeniden ürettiğinin farkında olamazlar.

 Toplumsal yaşamın yeni biçiminde reklamlardan ve iletişim araçlarından kaçmak neredeyse olanaksızdır. İletişim araçlarının baskın olduğu bir toplumsal düzende kısa iletiler, hızlı akan görüntüler ve kurgulanmış gerçekler arasında birey olarak anlamlı olabilmek için gereksinilen “fark” ın yaratılmasında da imaj önemli bir kavram olarak ön plana çıkmaktadır.(Yıldız, 2002:13)İletişim araçlarının biçimlendirdiği ve çağdaş üretim koşullarının hüküm sürdüğü günümüz toplumsal koşullarında tüm hayat bir “gösteri birikimi” olarak görünmektedir. Gösteri toplumunda bireyin yaşayarak deneyimleyemediği her şey yerini bir temsile, görüntüye ya da imaja bırakmıştır. Gerçek dünyanın basit imaja dönüştüğü bir toplumda basit imajlar da gerçek varlıklara ve hipnotik bir davranışı tetikleyen etkili uyaranlara dönüşmektedir.(Debord, 1996:17-18)

Kitle iletişim araçlarının şekillendirdiği “yaşantı toplumu”, Guy Debord tarafından “gösteri toplumu” olarak adlandırılmaktadır. Debord, gösteri egemenliğini kapitalist iktisadın ve meta (mal) dolaşımının uzantısı olarak nitelendirir. Dünya yeniden tek bir pazar haline gelmiş ve bürokratik iktidarlar da Amerikan tipi gösterinin hakimiyeti altına girmiştir. “Gösteri Toplumu” nda mafya, terörizm, polis devleti gibi olgular da gösterinin bir parçasıdır, tüm dünya aynı gösterinin sahnesidir artık; hepimiz aynı gösterinin oyuncusu ve seyircisi oluruz. Debord’ a göre, modern üretim koşullarının hakim olduğu toplumların tüm yaşamı devasa bir “gösteri birikimi” olarak görünür. Geçmişte dolaysız olarak yaşanmış her şey, modern toplumda yerini bir temsile (görüntü ya da imaj) bırakarak uzaklaşmıştır. Yani yaşanılan gerçek değil, gerçeğin bir temsilidir ancak;

 “Yaşamın her bir görünümünden kopmuş olan imajlar, bu yaşamın birliğini yeniden kurmanın artık mümkün olmadığı ortak bir akışta kaynaşırlar. Kısmi olarak göz önünde bulundurulan gerçeklik, ayrı bir sahte dünya olarak, salt seyrin nesnesi olarak, kendi genel birliğinde sergilenir. Dünyasal imajlardaki uzmanlaşma, aldatıcı şeyin hakikatle yüz yüze gelmekten kaçındığı özerkleşmiş imaj aleminde kendini  tamamlanmış bulur.”(Debord, 1996:13)

70 yıldan daha fazla bir süredir imajın her önemli anda kamusal yaşamın sınırlarını biçimlendirmeye devam ettiğini belirten Ewen’ ın bugünün Amerikan toplumunu “imaj yönetiminin hem kazançlı bir iş hem de ticari bir gereklilik olduğu yer” olarak tanımlaması hem Türkiye hem de diğer ülkeler için geçerlidir. İmaj çalışmaları aracılığıyla “fark” yaratmak rekabetin katı kuralları içerisinde pazar ekonomisinin temel uğraşlarından biri olmaktadır.(Yıldız, 2002:13-14)

Televizyon, ABD’nin başını çektiği bu yaşam tarzının, salt imajların konuştuğu yaşantı ya da gösteri toplumunun tam merkezinde bulunmaktadır. Zaten bu yaşam tarzının dünyaya egemen olmasında (yayılması, benimsenmesi ve korunması), globalleşmesinde de televizyon ve ABD- kaynaklı TV formatları belirleyici rol oynamaktadır. Bir kez daha görülmektedir ki toplum-medya-siyaset üçgeni karşılıklı etkileşim halindedir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: