Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra’dan 11 Alıntı

2008 yılında ilk baskısını yapan Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra Barış Bıçakçı’nın en özel kitaplarından biri. Kitap genç bir kadının intiharını onun ve çevresindeki insanların yaşamından kesitler sunarak farklı zaman çizelgeleri içerisinde anlatıyor. Kitabı okudukça Başak’ın annesi ve abisiyle kurduğu sıkı ve dışarıya tamamen kapalı aile ortamını rahatlıkla görüyor ve Başak’ın intiharından sonra geride kalanların durumlarıyla kederli bir şekilde yüzleşiyorsunuz. Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra tekrar tekrar okunabilecek, yeniden okudukça daha çok seveceğiniz, daha fazla keyif alabileceğiniz bir kitap. Edebiyat köşemizin yeni içeriğinde kitaptan iz bırakan 11 alıntı derledik.

I ”Anneniz ile babanız… diye başlıyor, ama söyleyeceği şeyi tartmak ister gibi biraz bekliyor ‘En ufak bir hayat belirtisi bile göstermiyorlardı,’ diyor. ‘Duvara asılı çerçeve örneklerinin önünde… O üzeri halı kaplı tezgahın arkasında… Ne garip… Yaşamaya değil de ceza çekmeye gelmiş gibi görünüyorlardı.”

II “Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir.”

III ”Biz erkekler uzun süren şeylere dayanamıyoruz, bunun için satranç oynuyoruz, diye düşündüm. Evet saatler sürdüğü olur bir satranç maçının ama yine de ölümden, terk edilişten daha kısa sürer, hele bir de rakibin tuzaklarına bilerek düşerseniz.”

 IV ”Isıtan bir şeyden değil yakan bir şeyden söz ediyoruz. Kusura bakma ama Selma, Umut gibi insanlar kimseyi mutlu edemez, kendileri de mutlu olamaz. Bu tür insanların en çok duymak istedikleri şey, Böyle bir dünyada yaşaman mümkün değil cümlesidir. Bunu büyük bir övgü olarak görürler.’ Selma dinlemiyordu. Umut’un boş bir meze tabağının altına sıkıştırdığı paraya bakıyordu. Böylesi daha mı iyi, diye düşünüyordu, o yakıcı sıcaklığın geride kalması. Vücudunda bir yerlerde, kalbinde değil başka bir yerde, küçük, sıcak olamayacak kadar küçük bir noktaya dönüşmesi Umut ile yaşadıkları her şeyin. Daha mı iyi çıplak ayaklarını yakan geniş kumsalın bitmesi? Çünkü sonrası büyük, soğuk deniz.”

V “Köpekler insanlara aşağılardan bir yerden üzgün üzgün bakar ve aksak ritimli şarkılar söylerler. Sokak köpeklerinin söylediği şarkılar genellikle çöplüklerde geçen bir hayatın zorlukları ya da belediye tarafından zehirlenmek ile ilgilidir. Ev köpekleriyse şarkılarında, aynada kendini görmenin baş döndüren kederinden ve şehrin dışına götürülüp bırakılmaktan söz ederler.”

VI“Gerçeği ararken bir yandan da bulduğumuz anda değiştirmeyi düşleriz. Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir.”

VII “Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avucumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum.”

VIII “Ben sanki o yumurta haberini okuduğumdan beri, bir armağan, bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep. İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde, yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım. Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım.”

IX “Sabah o operasyon haberini ben de gördüm. Ne düşündüm biliyor musun? Hangi haberi okuduğumda normal hayatımı sürdürmeyi bırakacağım, diye düşündüm. Hangi haberi?”

X “Sadece şunu biliyor: Her şeyi yerli yerinde, tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda, o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur.”

XI “Ama bak, yolun sonuna doğru haklı çıktı Dostoyevski. ‘Her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır’ demiş ya. Ben de hastalandım işte.”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: