Bir Basketbol Emekçisi – Köfteci Sami Abi

Dört tekerlekli üstü açık tezgahının üzerine örttüğü mavi muşamba örtüsü , elinde sürekli iki tarafını birbirine vurarak ses çıkarttığı maşası, lacivert tonlarındaki önlüğü ve sürekli giymekten mi yoksa tezgahında her zaman dumanı tüten bir ızgara olduğundan dolayı mı yaka ve kol uçları karardığı belli olmayan beyaz gömleği ile köfte satmaya çalışan orta boylu, hafif kilolu, ızgaradan üzerine sinen duman ve isin de etkisiyle alabildiğine esmer, pos bıyıklı, kalın kaşlı, hafif de şiveli konuşan güler yüzlü bir adamdı köfteci Sami.

Birkaç sene öncesine kadar haftanın 3 ya da 4 günü çok kalabalık olurdu Kazlıçeşme. Ne de olsa Abdi İpekçi Spor Salonu İstanbul’da basketbolun kalbinin attığı yerdi.

Salonu Galatasaray ve Efes ortak kullanırdı, o gün salonu kullanan takıma göre salondaki parkenin yapıştırmalarından, tribündeki pankartlara, gelen taraftar profilinden ortamdaki atmosfere kadar akla gelebilecek her şey değişirdi, bir şey hariç, köfteci Sami abi.

Kalabalık olurdu maç günü Abdi İpekçi’nin önü, zaten on bin kişinin geldiği maçlarda kalabalık olmamasının imkanı yoktu bir yanı surlar diğer yanı da federasyonun duvarları ile sınırlı olan bu salonun.

Çok severdi böyle günleri Sami abi, satışları artar, yetişemez olurdu tabi müşterilere. Biraz esnekti fiyat tarifesi, maçtan önce 10 lira olan köfte ekmeklerin hepsini satamadıysa maçtan sonra çıkanlar 5 liraya alırdı tezgâhta kalanları. Artık beklerken mi bir şey olurdu köftelere, daha ucuz diye mi tatlı gelirdi yoksa maçın adrenalini ve yorgunluğu ağız tadını mı değiştirirdi bilinmez hep daha lezzetli olurdu maç çıkışı 5 liraya yenilen köftelerin tadı.

Maç önü taraftarların meşale dumanını da bastırırdı ızgarasının dumanı, tezahürat seslerini de “köfte ekmeeeeeeek!” diye bağırarak bastırmasını bilirdi sesi. Maç bitimi galibiyet varsa gelin kutlayın der tezgâha davet ederdi milleti, sonuç mağlubiyetse de telkin eder eğilen başları, soğuk bir kutu ayran uzatırdı.

Abdi İpekçi Spor Salonu’nun giriş kısmının sahibi gibiydi Sami abi. Basketbolun her maç salona gelen kemik seyircilerini tanır, hepsiyle tatlı dili ile muhabbeti kurar, karnını doyurur maça yollar parasını kazanırdı.

Sahibi gibiydi oraların ama bir kere bile içine girmemiş yıllardır ekmek yediği kalabalığı sağlayan salonun. Basketbolu seven insanlar ile çok yakın ilişki kurmuş yıllarca ama bir tane kuralını bilmeyi geçtim basketbol topunun ne renk olduğunu bile bilmezdi Sami abi.

Basketbola bu kadar uzaktı ama o da bu ülkede basketbol kültürüne katkı sağlayan bir figürdü, hem de farkında bile olmadan. Hep geçmiş zamanlı bahsettik Sami abiden, peki ne oldu sonu?

Federasyon yıkma kararı aldı Abdi İpekçi’yi.

İstanbul’da yıllardır basketbolun kalbinin attığı yerde doyurmadık insan bırakmayan, hatta 2003 Eurovision şarkı yarışmasında bile salona gelenlere köfte ekmek satarak geçimini sağlayan Sami abinin, duvarlarının içini ve içinde yaşanan şeyleri hiç bilmediği ama ona yıllarca ekmek kapısı olan yer artık olmayacaktı.

Çok iyi hatırlarım salondaki son maçı, basketbola gönül verenler hüzünlüydü, o salonda yıllar içinde yaşanan sevinç ve üzüntüleri anımsıyor, son bir veda ediyorlardı. Fakat kapının önünde daha hüzünlü bir adam vardı, 15 senedir demir attığı salonun sağ köşesindeki kaldırım artık sonsuza kadar boş kalacaktı.

Basketbol seyircisi İstanbul’da Kazlıçeşme’den Ataköy’e taşındı, fakat hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler noksan kaldı. Sami Abi’nin arabası yoktu, evi yakın diye Kazlıçeşme’ye sürerek getirirdi tezgahını, o gelemedi Ataköy’e, Bakırköy’ün yeni köftecileri geldi, ama ne yeni salon eskisinin yerini doldurdu, ne de yeni köfteciler Sami abinin…

Esmer, tombul, pos bıyıklı ve kalın kaşlı o adam şimdi kim bilir nerelerde ne yapar, ama Türk basketboluna damga vuran Abdi İpekçi Spor Salonu’nu bir dönem mesken edinen herkesin gönlünde önemli bir yer edindiği açık.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: