Kara Pazartesi ve DEVA Meselesi

9 Mart 2020 Pazartesi gününü ileride çokça tekrar edeceğimizi ve konuşmalarımızda,yazılarımızda referans göstereceğimizi hatırlatarak yazıma başlamak istiyorum. Bu günü ülke gündemi ve global gündem olarak ikiye ayırmakta fayda görmekteyim. Global gündemi belirleyen hiç kuşku yok ki petrol fiyatlarındaki dramatik düşüş oldu. Senelik fiyat değişiminin negatif yönde %90ları bulduğu ham petrol,dünya piyasalarını allak bullak etti. Birleşik Devletler Borsaları’nın %7 değer kaybı ile güne başlamasının ardından işlemler durduruldu ve piyasaya müdahale edilmek zorunda kalındı. Bu durumun öncesinde gelişmekte olan ülke borsalarındaki düşüş, Rusya ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmazlıklar olayı gitgide karmaşıklaştırdı. Petrol fiyatlarındaki düşüş halihazırda aylardır kademeli olarak sürmekteydi fakat cuma günü  OPEC ve Rusya arasında gerçekleşen görüşmelerin olumsuz sonuçlandığı haberlerinin yayılmasının ardından bu haftanın piyasalar için zor geçeçeğine şüphe yoktu. Fakat Suudi Arabistan’ın fiyat indirimine gitmesi ve üretimi arttıracağı söylentilerinin dolaşması ile petrol fiyatları son 4 yılın dibine geriledi. Halihazırda Çin Ekonomisi’nin durağanlığı ortada ve petrol talebi son 7 yılın en dip seviyesindeyken, Suudi Arabistan’ın bu hamlesi başta Amerika olmak üzere tüm dünya borsalarında kademeli şoklara neden oldu. 2008 den bu yana dünya genelinde sistematik bir piyasa düşüşü çok ender görülmüştü bu sebepledir ki çoğu insanın aklında ekonominin 10 yıl öncesi gibi bir hasar alıp almayacağı sorusu dönüp durmakta.

Bir malın az olup talep edeninin fazla olması o malın kıymetini arttırdığı gibi tam tersi malın çokluğu ve talebin azlığı o malın fiyatını aşağı doğru çekecektir. Petrol; ağır sanayiden, ulaşıma , ısınmadan , tarıma kadar birçok hayati ve ekonomik alanda vazgeçilmez bir yeraltı kaynağıdır. Öyle ki çoğu savaşın,operasyonun ve sömürünün art metninde genellikle kendisinden bahsedilir. Bu malın bu kadar kıymetli olmasının sebebi ise talep edeninin çok olması, dolayısı ile yukarıda bahsettiğim gibi kullanım alanının hayatımızın hep içinde kalmasıdır.

Önceki yazımda bahsettiğim gibi Çin Halk Cumhuriyeti 2000 ler ile birlikte kendine bir misyon edindi ve yenidünyanın fabrikası olmaya karar verdi. Fabrika büyüdü büyüdü büyüdükçe daha çok ham madde talep eder oldu büyüdükçe daha çok enerji istedi. İşte burada petrol devreye girdi ve tıpkı 150 yıldır Birleşik Devletleri büyüttüğü gibi Çin Ekonomisi için de hayati bir rol oynamaya başladı. Ne zaman ki bu fabrika üretimi zorunlu nedenlerle azaltma yoluna gitti işte o zaman petrol fiyatlarının aşağı yönlü hareketi hızlandı.Cuma günü gerçekleşen bu durumu ise kaynama noktasına benzetiyorum. Halihazırda zor durumda olan Rus Ekonomi’si kesinti yapmaya yanaşmadı ve elinde daha fazla kartı olan Suudi Arabistan masaya bir kart daha koymayı kendisi için doğru buldu. Bu sorunun taleple alakalı olduğu ve orta vadede toparlanma göstereceği kanaatindeyim. FED’in repo ihalesi miktarını %50 arttırarak 150 milyar dolara çıkarması ile de bu sorunun orta-kısa vadede rayına oturma en azından finansal piyasaları tehdit eder pozisyondan çıkma durumuna geleceğini düşünmekteyim. Burada belki de en olumsuz tablo ise, 2008 psikolojisinden hala çıkamamış olan finansal piyasaların, verdiği reaksiyonların gelecek dönem finansal piyasalar için hiç de umut verici olmadığı, yatırımcı ürkekliğinin hala mevcudiyetini sürdürdüğüdür.

Ülke gündemi iste tam anlamı ile politik-ekonomik bir düzlemde seyretmekte. Ali Babacan’ın bugün kuruluş dilekçesini verdiği DEVA ( Demokrasi ve Atılım ) Partisi siyasi arenaya giriş yaptı. Ali Babacan’ın siyaseti ekonomi düzlemine çekmeye çalıştığı ve haklı olarak en önemli sorunun bu olduğuna inanmasını umut verici bir gelişme olarak görüyorum. Hiç kuşku yok ki içinde bulunduğu hükumetlerin başarılı ekonomi yönetimleri olduğu kadar başarısız yönetimleri de olmuştu ve gördüğü, içinde bulunduğu halde müdahale etmemiş belki de edememişti. Fakat birinci adam olarak partisinin kalkınma temelli olacağını ve Türkiye gerçekleri ile örtüşen bir ekonomi programı izleyeceğini belirtmesi, en azından ekonomi çevrelerince olumlu karşılandı. Parti programını görmeden yorum yapmanın erken olacağını düşündüğüm için siyasi düzlemdeki yorumumu burada noktalıyorum. Ekonomi düzlemindeki yorumum ise Türkiye’de son yıllarda giderek güçlenen ekonomide devlet eli gerçekliğinin yanlışlığını ilk kez bu kadar yüksek sesle söyleyen bir siyasetçinin ortaya çıkması, ekonominin gelecekte ne düzlemde hareket edeceğini, devletin etkinlik sahasını genişletmeye devam edip etmeyeceğini ve adil teşvik dağıtım sistemleri ile müteşebbislerin ne denli güçlü hale geleceği merakla beklenen başlıklardır. Hiç kuşku yok ki (en azından bulunduğumuz sistemde) bir ülkenin gücü, o ülkedeki altyapı yatırımlarından çok müteşebbislerinin ne denli özgür ve güçlü olduğu ile ölçülür. Türkiye’de siyasetin bu kadar cesur olup olamayacağını ise hep birlikte yaşayıp göreceğiz…

Ahmet Coşkun

dipnot: Aynı içeriğe, Ahmet Coşkun’un şahsi wordpress hesabı üzerinden erişebilirsiniz. Link için; https://guncelfinans.wordpress.com

Sevgiyle kalın

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s