Mahfi Eğilmez “Demek ki Türkiye’de hukukun üstünlüğü yok, üstünlerin hukuku var”

Değişim Sürecinde Türkiye, Hitit Ekonomisi ve Türkiye Ekonomisi kitaplarının yazarı Dr. Mahfi Eğilmez, meslektaşı Profesör Doktor Devrim Dumludağ ile birlikte, Marmara Üniversitesi’nde bir öğrenci kulübü (ESAK) tarafından organize edilen söyleşiye katıldı. 

Yaptığı sunumda Türkiye’nin enflasyon oranlarını, perakende satış hacmini ve Türkiye’nin niteliğine göre teknolojik ürün satışını sayısal verilerle katılımcılara aktaran Eğilmez, programın ilerleyen saatlerinde Dünya ekonomisinin ve Türk ekonomisinin güncel konu başlıklarına değindi. Eğilmez, konuşmasının öteki yarısında; Merkez Bankası’nın (TCMB) uyguladığı faiz politikasını, Türkiye’nin dış borçlarını, korona virüsünü ve güncel İdlib sorununu değerlendirdi. 

Programın son bölümünde, yıllık altın ve döviz kuruna ilişkin şahsi tahminlerini paylaşan Eğilmez , öngörülerinin ardından ( yatırım tavsiyesi değildir), yine Türkiye’nin irdelemesi gereken çözüm yollarını anlattı.

Dr. Mahfi Eğilmez’in konuşmasından satır başlıkları;

“Faiz indirerek enflasyonu düşüremezsiniz”

Faizi indirerek enflasyonu düşüremezsiniz. “Peki onu nasıl indireceğiz? diye sorduklarında biz iktisatçı milleti başlıyoruz anlatmaya. İşte önce hukuk reformuyla başlayacağız. Arkasından demokrasiyi iyileştireceğiz falan derken adamlar sıkılıyor tabii. “Diyorlar ki bu anlattıkların uzun vadeli işlemler. Kısa vadede ne yapabiliriz?” Kısa vadede faizi arttırabilirsiniz deyince daha da kötü oluyor, onun için iktisatçılık zor bir iştir arkadaşlar. İktisatçılık, maliyecilik… Dünyanın her yerinde zordur, fakat keyiflidir de. Yani sokakta yürürken yanlışı da doğruyu da görürsünüz. 20 yılda özel sektörün borcu 10 kat arttı

Türkiye’nin dış borçları artıyor

Birincisi gerçekten dış borçlanma artıyor, kamunun dış borçlanması oransal olarak azaldığı halde özel sektörün dış borçlanması arttı. Son bir yılda bir parça düşüş var ama gene de çok yüksek. Mesela, biz 2001 krizine girerken özel sektörün dış borçlarının toplamı 35-37 milyar dolar civarındaydı. Bugün 300 milyar civarına gelmiş durumda. 10 kat artmış. Kamu, özel sektöre nazaran borçlanma hızını yavaşlattı.

“Borçlanma dolar üzerinden oluyor”

Son zamanlarda borçlanmanın artmasının ikinci nedeni, dış borçlar biliyorsunuz dolarla ifade ediliyor. Borçlanmayı dolar üzerinden yapıyorsunuz, Türk parasıyla değil bunlar. Oysa gayri safi yurt içi hasıla, her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de kendi paramızla hesaplanıyor. Sonra yıl ortası kuruyla bölüyoruz ama yıl ortası kuru bıraktığınız yerde durmuyor ki, kur almış gidiyor. Her sene yüzde 25 değer kaybediyor türk lirası.

Korona virüsü 2008 krizinden daha etkili olabilir

2008’de başlayan, esas etkisini 2009’da gösteren küresel krizden sonra bütün dünyaya bir panik havası egemen oldu. Yatırımcılar işe girerlerken-2000’lerin başında çok rahat risk alan yatırımcılar- çok tereddüt etmeye başladılar, girmemeye başladılar. Dolayısıyla böyle bir Korona virüsü ortaya çıktığı zaman -küresel kriz öncesi çıksaydı gene etkisi olurdu fakat bugünkü kadar etkisi olmazdı.- herkes aynı anda frene bastı, ve duruyorlar; dur bakalım ne olacak diye. Yatırımı bırakın seyahatler erteleniyor, -biliyorsunuz, yaşıyorsunuz; hepinizin başına geliyor- e böyle bir durumda herkes yurt dışında bulunan paralarını geri çekmeye başlıyor.

Altın prim yapıyor

FED’in dün yaptığı faiz indiriminden sonra bu defa dolarla ilgili kafalar karıştı, Amerika’da da işler iyi değil diye. Şimdi zaten karışıktı da iyice yükseldi Bu sefer altına yöneldi insanlar. Altını biliyorsunuz, Dünya’da her zaman, insanın varolduğundan beri altın değerli olan bir şey ve onun için altın prim yapıyor ve bunu yaparken paralarını borsalardan çekmeye başlıyorlar ve borsa düşüşe geçiyor.

İDLİB’DE TÜRKİYE CİDDİ BİR SORUNLA KARŞI KARŞIYA… 2020 ALTININ YILI OLACAK… 

Bundan sonra İdlib sorunu var Türkiye’de. İdlib’te ciddi bir sorunla karşı karşıya Türkiye. Bu sorun nedeniyle Türk ekonomisine ve Türk lirasına olan sorgulama da artıyor ve yerliler bile Türk lirasından çıkıp dolara geçiyor, altına geçiyor vesaire bu talep düşüyor. Benim gördüğüm kadarıyla, yarın Cumhurbaşkanı’nın Putin’le görüşmesi var. Ondan sonra eğer işlerde bir yumuşama olursa Türk lirasının prim yapacağı öngörülüyor. Dahası bu benim görüşüm değil yani görünen bir şey.  Zaten onun hazırlığı da başladı, ufak ufak dolara karşı lira prim yapar oldu ama 2020 yılına baktığımız da bütünüyle, büyük olasılıkla altının yılı olacak gibi görünüyor. 

Korona Virüsü Türk Ekonomisini Nasıl Etkileyecek?

OECD, Çin’in 5.7 olarak tahmin edilen 2020 büyüme oranını- ki 5.7’da çok düşüktür Çin için- yüzde 4.9’a düşürdü. 4.9 büyüme oranı Türkiye için çok ideal görünmekle birlikte Çin için facia. Çin’in normal büyüme oranı, potansiyel olarak baktığımızda 8’ler civarında. 7’nin altı Çin için tehlikeli. Çin’in 4.9 büyümesi demek Türkiye’nin yarım veya 1 oranında büyümesi demek. Dolayısıyla bu olay Çin’i çok ciddi bir şekilde etkileyecek. Çin dediğimiz ekonomi de Amerika’yla birlikte Dünya’nın en büyük iki ekonomisinden birisi. Yani Çin’de böyle bir düşüş yaşandığında Dünya’nın etkilenmemesi mümkün değil. Hatta bugün Türk milleti diyor ki “ya Çin’de böyle olaylar yaşanınca acaba biz ihracatımızı arttırabilir miyiz?” Öyle bir Dünya yok arkadaşlar. Çin’de yaşanan olaylardan bize bir fırsat doğar mı? Doğmaz çünkü bizim ürettiğimiz ürünlerin çoğunun girdisi Çin malı. Dolayısıyla biz de üretim yapamayız, bu birincisi. İkincisi de gelen turistte gelmez. E gelmiyor zaten. Dünyanın her yerinde insanlar -sadece Türkiye değil- insanlar seyahat etmeyi bıraktı. Fransa’da Ruhr Müzesi kapandı. Fransa’nın tarihinde böyle bir şey yaşanmış değil. Korona virüsü ve arkasından İdlib olayları Türkiye’yi çok ciddi bir şekilde etkiledi. 

"Demek ki Türkiye'de hukukun üstünlüğü yok, üstünlerin hukuku var"
“Demek ki Türkiye’de hukukun üstünlüğü yok, üstünlerin hukuku var”

Ekonomi dışı alanlarda Türkiye’nin durumu çok daha kötü. Maalesef. Mesela bunların içerisinde en önemlilerinden birisi hukukun üstünlüğü. 113 ülke arasında 101. sıradayız. Demek ki Türkiye’de hukukun üstünlüğü yok, üstünlerin hukuku var. 

Yolsuzluk algısı endeksinde 100 ülke arasında 78.’yiz. -halka sorarak yapıyorlar bunu- Türkiye’de yolsuzluk var mı?” sorusuna “var” diyenlerin oranına bakılarak Dünyayla kıyaslanıyor, böyle teyit ediliyor. 

Peki bunun çözümleri var mı? Var.

Faiz, kur, zorunlu karşılık vesaire gibi ekonomik önlemler kısa vadeli çözüm üretiyor. Faizi, enflasyon varsa yükseltirsiniz, büyümeye ihtiyacınız varsa düşürürsünüz ama bu size sadece zaman kazandırır. 

Ondan sonra ne yapacaksınız? Tek başına faiz, zorunlu karşılık veya kur olayı çözmüyor, çözemiyor özellikle Türkiye gibi ülkelerde. 

Bizim burada, demin ki endekslerden de giderek başka şeyler yapmamız lazım. Mesela demokrasimizi doğru dürüst bir yere oturtmamız lazım. Adı demokrasi olmakla bir şey demokrasi olmuyor. Gerçek demokrasi uygulanması lazım. Parlamenter sisteme dayalı, çoğunluğun karar verebileceği ya da seçtiğimiz insanların hakkaten karar vereceği bir noktaya ilerlememiz lazım. 

Hukukun üstünlüğünü sağlamamız lazım. Yargı bağımsızlığı olmadan buraya yatırım gelmez. Bırakın yabancıları bizim yerliler yatırım yapmaz. Mahkemeye düştüğü zaman tarafsız davranılacağını düşünmüyorsa bir insan, yatırım yapmaz. Korkar yani. Ekonomiden önce yapacağımız işler bunlar. Bunları yapmadan farklı bir yere gelmeyiz. 

Kayıt dışılıkla mücadele etmemiz lazım. Türkiye 40 yıldır kayıt dışılıkla mücadele ettiğini söylüyor, etmiyor. Kayıt dışılık devam ediyor. İki türlü kayıt dışılık var biliyorsunuz, birisi vergi dışılık, birisi de gayri safi yurt içi hasılanın dışında kalmak. Hepsiyle mücadele etmemiz lazım. İkisi birbirini besliyor. 

Eğitimin kalitesini yükseltmemiz lazım. Bu bizim burada, sadece üniversiteyle ilgili yapacağımız bir iş değil. Esas sorun ortaokul ve liselerde. Çok ciddi sorunlarımız var. Bu sorun hep vardı ama gittikçe kötüleşti. Benim çocukluğumda, benim okul yıllarımda da eğitim sistemi beğenilmiyordu ancak şimdi daha da geriledi. Ne yazık ki. Bilim dışı hiçbir şey öğretilmemeli çocuklara, sadece bilim öğretilmeli, bilimsel eğitim. 

Tarım politikasını düzeltmemiz lazım. Sevgili arkadaşlar Türkiye, benim çocukluğumda kendine yeten 7 ülkeden biriydi tarım ve hayvancılıkta. Şu anda kendine yetmeyen 7 ülkeden biri durumuna geldi. Kırmızı ve yeşil mercimeğin vatanı Anadolu, Anadolu ve birkaç yer. Biz kırmızı mercimeği ve yeşil mercimeği Kanada’dan ithal eder hale geldik. Kanada kim ya? Kanada karlar altında bir ülke. 

Ne oldu biliyor musunuz? Biz Dünya Bankası’nın bu konuda yanlış yönlendirmesine uyarak tarıma olan desteklerimizi çektik, tarıma olan desteği bıraktık. 

Bütün dünya tarıma sübvansiyon veriyor. Biz bunları kaldırdık. Çiftçilerin çoğu bıraktı işlerini şehirlere göçtüler. Hayvanlarını kestiler, etini satıp çıktılar bu işin içinden. 

Kanada ne yaptı? Kanada çiftçilere toprak tahsis etti, gübre verdi, karşılıksız destekler verdi; kırmızı ve yeşil mercimek orada üretildi. Biz de üretiliyor mu? Yetmiyor. Bizimkiler de yetmediği için Kanada’dan ithal ediyor. 

Kanada’da o üretimi yapanlar kim biliyor musunuz? Türkler. Türkler yapıyor Kanada’da üretimi. E burada adama destek vermiyorsun, Kanada veriyor. Gittiler oraya, e biliyorlar işi. Yaptılar üretimi ve bize sattılar.

 Sonuçta biz kendi paramızla türk lirasıyla çiftçiye vereceğimiz desteği, Kanada’ya Kanada dolarıyla vermeye başladık. Oturup tarım politikamızı a’dan z’ye değiştirmemiz lazım.

Dr. Mahfi Eğilmez’in 2020 Türkiye Tahminleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s